en ağır travmalarda bile insanın içine umut dolduran bir işaret varsa işte orada durmak gerekir. tatsız bir vesileyle tanıştığımız genetik doktoru “bizim bile açıklayamadığımız şeyler bunlar” demişti, “hayat mucizelerle dolu, hiçbirşey planladığınız gibi olmuyor. tesadüfler ve mucizelerle dolu hayat, buna inanın ve bırakın geçsin zaman”..
insan genetiği ile her istenen şeyin yapılabildiği bir laboratuvarın başındaki bir bilim insanı, bunları söyleyen. bize “bilimin bittiği o uç nokta”dan bahsediyordu. umut dolu bir sürecin dev bir yıkıntıya dönüştüğü anda doğru kelimeleri bulmak “atomu parçalamaktan daha zor” noktasındayken.
işte tam da bu “nokta”da benim minyatür orkidem de bana böyle bir işaret verdi.. başına gelmedik kalmadı, kaç kere düştü, içindeki toprağımsı parçaların neredeyse tamamı dağıldı gitti, çoğu zaman su vermeyi bile unuttuk. ama o kabının minicik kalan dolu kısmındaki toprağına tutunup pıtraklar verdi. ve her sabah kendisine bakanlara minik ama mükemmel bir ders veriyor. dev bir ders.
o zaman etrafa bakmaya devam. demek ki gözlerimizi dünyaya daha geniş açma zamanı… ama unutmadan, asla unutmadan. onun adı aurora borealis. birdenbire ortaya çıkan, parlayan, büyüleyen ve aniden gidiveren…











