dur ve bir bak hayata… yakından

2013-04-01 11.52.252013-04-15 10.43.31

en ağır travmalarda bile insanın içine umut dolduran bir işaret varsa işte orada durmak gerekir. tatsız bir vesileyle tanıştığımız genetik doktoru “bizim bile açıklayamadığımız şeyler bunlar” demişti, “hayat mucizelerle dolu, hiçbirşey planladığınız gibi olmuyor. tesadüfler ve mucizelerle dolu hayat, buna inanın ve bırakın geçsin zaman”..

insan genetiği ile her istenen şeyin yapılabildiği bir laboratuvarın başındaki bir bilim insanı, bunları söyleyen. bize “bilimin bittiği o uç nokta”dan bahsediyordu. umut dolu bir sürecin dev bir yıkıntıya dönüştüğü anda doğru kelimeleri bulmak “atomu parçalamaktan daha zor” noktasındayken.

işte tam da bu “nokta”da benim minyatür orkidem de bana böyle bir işaret verdi.. başına gelmedik kalmadı, kaç kere düştü, içindeki toprağımsı parçaların neredeyse tamamı dağıldı gitti, çoğu zaman su vermeyi bile unuttuk. ama o kabının minicik kalan dolu kısmındaki toprağına tutunup pıtraklar verdi. ve her sabah kendisine bakanlara minik ama mükemmel bir ders veriyor. dev bir ders.

o zaman etrafa bakmaya devam. demek ki gözlerimizi dünyaya daha geniş açma zamanı… ama unutmadan, asla unutmadan. onun adı aurora borealis. birdenbire ortaya çıkan, parlayan, büyüleyen ve aniden gidiveren…

hayal et ki var olasın….

Ülkemizde FRP diğer adıyla RPG oyunlarının yeni yeni kitlesini bulmaya başladığı zamanlardı. Toplumumuzun tipik tepkisi olan “bilmediğin şey tehlikelidir” mottosunun inadına işin doğrusunu anlatmak girişmiştim araştırmaya. Bilinmeyenden korkulanın yeraltına itildiği zamanlarda büyük bir heyecanla belli başlı isimlere ulaşmış ve özellikle de bir araya gelinen mekanları bulmuştum.. işin doğrusunu anlatmak derdinde olanlarla çok keyifli röportajlar yapmıştım. O haberlerimin yadigarı oyun kartlarımı hala saklarım. çizimlerine hayran kalmamın yanı sıra karakterlerin özelliklerini bile ezberlemiştim. Oynama fırsatım olmasa da hep ilgiyle takip edenler arasındaki yerimi aldım bu Fantastik dünyayı.

Dünyayı kasıp kavuran fantastik dünya, artık ülkemizde “Fantastik Sanatlar Eğitimi” açılabilecek kadar normal görülüyor.  Dungeon&Dragon efsanesi halen devam etse de yanına neredeyse binlerce fantastik dünya hikayesi daha eklendi. kitapçı raflarında artık ön sıralarda olmasının yanı sıra sinema dünyasında da dev bütçelerle kitlelerin merakını celbetmeyi başarıyor.

syfy-s-face-off-season-3-finale-to-be-broadcast-live-halloween-night

Amerikan televizyon kanallarından SyFy, yıllardır sadece fantastik karakterleri yaratan makyözlerin -aslında onlara makeup artist deniyor ve bu ismi kesinlikle hakediyorlar- katıldığı bir yarışma düzenliyor: Face Off… 2011 yılından bu yana yayınlanan yarışma programının bu yıl 4. sezonu başladı bile… Her sezon değişen dünyaca ünlü yapımlardan ustaların (Star Wars, Lord of the Rings, Indiana Jones, Walking Dead, Alien vs. ) bulunduğu bir jürinin yer aldığı yarışmaya katılan sanatçılar, kısıtlı sürelerde özel olarak belirlenen temalarda, en özgün ve dikkat çekici -hatta bazen de en insansı- fantastik karakterleri yaratmak için ter döküyorlar.

Gerçi halen ülkemizde sıradan hünerlerin yetenek sanıldığı kötü kopya yarışmalar rağbet görürken yurtdışındaki çok daha sıkı formatların gelmesini beklemek yanlışına düşmem aptalca biliyorum ama söylemeden de geçemeyeceğim. Ha evet bizde böyle bir sanat dalı bile henüz yok. bizde olay sadece saç ve bilindik “kusurları kapatma”dan öteye geçmiyor. ya da talep edilmiyor.

face_off_311_spotligh_04_135162740127___CC___640x360
İşin kısası geçtiğimiz günlerde bizde de sevindirici bir gelişmeyle karşılaştım. Üniversitelerde artık başlı başına bir eğitim dalı olma yolunda bir ilk adım atıldığını görmek hoş oldu. Kısa süreli bir eğitim de olsa ilgi gördüğü takdirde devamının geleceğine dair bir işaret sayılır..  Bilgi Üniversitesi ile Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği ortaklığı ile 16 Şubat-30 Mart tarihleri arasında “Fantastik Sanatlar” eğitimi düzenliyor. Fantazyanın kökeni olan mitolojiden, hayal kurmanın özgürleştirici gücünden günümüze ulaşan fantastik dünyayı yazar, araştırmacı, çevirmen ve sinemacılardan oluşan uzmanların katılacağı eğitim meraklıları için çok keyifli olacağa benziyor..  Ne mutlu..

e8beef5989e64755c2100465121f51d4

gene aklımızda bin tilki…

Red-Fox-catching-mouse-under-snow-640Herkesin hayatta bir projesi vardır. hatta birçoğumuzun hayatı, en büyük projesidir. Herkesin kendi projesi, en azından kendisi için, tartışmasız çok önemli ve herşeyin üstündedir. Hatta bazen paylaşıldığı kişiler tarafından da hevesle ve sevinçle karşılandığı görülür. Ancak konu, hayata geçirmeye geldiği zaman, genelde çok hevesle paylaşılan ve paylaşıldığı anda herkesin gaza gelip ‘haydi yapalım süper olur’ denilen projenin havası sönüverir.

bir türlü ayakları yere basamaz, doğrultulamaz. o ya da bu nedenle bir araya gelinemez. vakit geçer, başka vakitler gelir. proje bir türlü gerçekleşemez. ya da gerçekleşse bile ortada sadece bir kişi kalmıştır. diğerleri bir anda gidivermiştir.

ne kadar tanıdık geldi di mi? hepimizin başından böyle projeler geçtiğine eminim. benim de oldu. tam bir hızla köşeyi dönerken aynadan görürsünüz ki arkası boştur. siz kredinizi kullandığınızla kalmışsınızdır. sonrasında da o çok heyecanlanarak başlanılan proje yapayalnız kalmış, elinizde “heba olmasın” diye uğraştığınız cılız bir çabadan öteye geçememiştir.

hayatımızda gerçekleştiremediğimiz projelerden oluşan bir yığının altında kalıyoruz bazen. birçoğu yarım yamalak kalmış heves kaçınca bir daha içimizden elimizi dahi sürmenin gelmediği projeler yığını üzerinde akıyor hayat. ya da nasısa yine ‘amaan kimse ilgilenmez’ dediğimiz ötelenmiş, halı altına süpürülmüş ya da köşelere tıkıştırılmış projeler, fikirler…

bazen de başkalarının şans faktörüyle bir adım önden işe girişip başardığı fikirlerdir bunlar. o zaman daha bi sinir olur insan kendine.. “benim de şansım olsaydı biraz” der kendi kendine.

biliyorum çünkü benim kadar etrafımdaki dostlarımın da bu ve buna benzer birçok heves kırıklığı var bugünlerde. hepimizin derdi yalnız kalmak. bu kadar kalabalık iken yalnız kalmak tuhaf geliyor tabii. ama öyle olağan ki insan şaşırıyor.

Hayatın en büyük numarası bu zaten. hep birşeyler peşinde koşarken, fotoğraftaki tilki gibi komik durumlara düşebiliyoruz. sonunda ya tavşanı tutuyoruz ya da tutamıyoruz ama mutlaka çabalıyoruz. Sürekli birşeylerin peşinde koşma hevesimiz ve ateşimiz hiç düşmesin diyorum… :) )